Affetmek, kolay mı?

Bir baba ile kızın hesaplaşması… Bir adamın sevdiği kişi öldükten sonra, kendisiyle hesaplaşması… Bir kızın babasız kaldığı için nefret ile dolu yaşamı ve babasıyla hesaplaşması, tek dostunu kaybetmek üzere olan bir kadının yalnızlığı ile hesaplaşması, ailesi tarafından dışlanan genç bir adamın gerçeklerle hesaplaşması, bir erkek için kocası tarafından terk edilen bir kadının hayatı ile hesaplaşması… Ama tüm bu hesaplaşmaların sonu affetmek üzerine kurulu. Önceki akşam Zorlu PSM’de seyrettiğimiz tiyatro oyunu “Balina” hesaplaşmalarla dolu; bir baba-kızın ölümle yaşam arasında sıkışmış, geç kaldıkları kavuşma öyküsü… Kavuşma ama kime göre, nasıl bir kavuşma? Bunun cevabı seyircide. Siz bu kavuşmayı nasıl adladırırsanız öyle. Belki de bir nevi günah çıkarma.

Samuel D. Hunter’ın yazdığı, İbrahim Çiçek’in yönettiği oyun, daha önce tiyatrodan sinemaya, daha sonra yeniden tiyatroya aktarıldı.

BRENDAN FRASER

Hatırlayalım; “Balina” filmindeki karakteriyle geçtiğimiz sene Brendan Fraser, Oscar – Akademi Ödülleri’nde üç adaylık kazanmış ve “en iyi erkek oyuncu” Oscar’ını almıştı.

Böyle metinleri sahneye uyarlamak hiç kolay değil. Diyaloğa ve duyguya dayalı oyunlarda, oyuncunun hep oyunda kalması ise çok önemli. Oyuncu, bir an olsun çıktı mı oyundan seyirci bunu hemen hisseder.

Oyunda her oyuncunun duygu geçişleri başarılıydı. Oyuncu oyunu diye adlandırabileceğimiz “Balina”da roller oldukça iyi dağıtılmış.

Ana karakter Charlie (Enis Arıkan) evinden çıkmayı, hastaneye yatırılmayı reddeder. Charlie, nefes almakta güçlük çeken, hiper tansiyon hastası, yerinden zor kıpırdayan bir obezdir. Bir erkek öğrencisine âşık olunca karısını ve çok sevdiği küçük kızını bırakıp giden Charlie’nin sevdiği adam birkaç yıl sonra intihar edince içine kapanır. Çevrimiçi dersler veren ve sağlık durumu çok kötü olan Charlie, bu sahnelerde görüşmediği kızı Ellie ile etkileşime giriyor; “Sana bir şeyler öğretmek istiyorum, derslerine yardımcı olabilirim ve sana senin için biriktirdiğim parayı verebilirim” diyen Charlie ile Ellie’nin (Helin Kandemir) bir araya gelmesini görüyoruz. Sonu ise kavuşurken ayrılık.

Oyunda her karakterin yaşam öyküsünü ve iç hesaplaşmalarını ayrıntılarıyla seyrediyoruz. Oyunu izlenir kılan da aslında bir kişinin etrafında birçok kişiye odaklanılması. Charlie karakterine hayat veren Arıkan, rolün üstesinden başarıyla kalkıyor. Sadece, ağlamaklı konuşmalarda bazen kelimelerin anlaşılması güç oluyor. Ağlamaklı konuşmaların dozu biraz fazla kaçmış. İsyankâr, başına buyruk karakter Ellie’yi canlandıran genç oyuncu Kandemir, role inanmış ve bize gerçek bir Ellie gösteriyor.

YALNIZLIK…

Eve gelen ve sözde kilisede görevli olduğunu söyleyen Thomas’ı Yağız Can Konyalı oynuyor. Konyalı’yı daha önce de sahnede seyretmiştim. Bu roldeki performansının etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak bir vedaya, bencilliklerle dolu yalnızlığa, özlemenin en âlâsına, utanmak ise evet utanmanın en dibine tanıklık ettik. Sonra ise boğamızda düğüm olan affetmenin hafifliğiyle salondan ayrıldık.

Zorlu PSM, Craft Tiyatro ve Free Stage ortak yapımcılığıyla sahnelenen; Enis Arıkan, Şebnem Bozoklu, Yağız Can Konyalı, Helin Kandemir ve Emine Evirgen’in rol aldığı oyun sezon boyunca Zorlu PSM’de seyredilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx